Bu Blogda Ara

13 Ocak 2011 Perşembe

küçük çocuğa neler öğretiyorlar bu yaşta ... utanmaz diye söyleyebileceğimiz...
http://www.youtube.com/watch?v=EOsFYfmdGHM
Saldırganlığı farketmiş bir çocuğun silahlara karşı tutunduğu tavır... silahları kırmak istemesi...

SALDIRGANLIĞIN ÇEŞİTLERİ

Çocuklarda Saldırganlık Saldırganlık dediğimiz o toplumsal ayıbımızın kelime anlamını düşünerek başlamak bence en doğrusu.
Saldırganlık Nedir?
       Kişinin bilinçli bir şekilde herhangi bir bireye veya nesneye zarar vermesine saldırganlık diyoruz. 
Bu tanımlama ile durumu bir anti sosyal davranış kavramı olarak değerlendirebiliriz. Açıkçası sosyal olarak onaylamadığımız bir davranış şeklidir.
      Saldırganlıkta alınan sonuç değil, yapılan eylemdeki bilinçlilik önemlidir. Yani kişi taşı fırlattığında diğerinin hiçbir yerine çarpmasa bile bu saldırganca bir davranıştır.
 Saldırganlığın Çeşitleri
    Saldırganlığı hayat içinde iki şekilde görebiliriz. Sözel ya da fiziksel. 0-6 yaş fiziksel saldırganlığın sözel saldırganlığa nazaran daha net izlenebildiği dönemdir. 6 yaş sonrası okul dönemiyle birlikte, sözel saldırganlığın yükselişe geçtiği dönem başlar. Kız ve erkek ayrımını yapabildiğimiz ilköğretim yılları sonuna doğru erkeklerin kızlara nazaran daha saldırgan olduklarını görebilmekteyiz.
     Elbette saldırganlığın en büyük tetikleyicisi hormonal mekanizmadır. Kadın ve erkek davranışlarında ki farklılıkları da bu mekanizmadaki farklılıklar oluşturur. Erkekte bulunan testosteron hormonu, kadınlardan daha saldırgan olmalarının sebeplerinden biridir.

Çevremizde gördüğümüz bazı çocuklar mizaçlarından dolayı zor çocuklar olarak sınıflandırılırlar. Bu çocuklar çok ağlarlar, çok bağırırlar ve kolay kolay sakinleşmezler. Diğer çocuklara göre daha talep kardırlar. Araştırmalar göstermiştir ki zor çocuklar sınıfındaki bebekler ileriki yaşlarında, diğer bebeklere göre daha saldırgandırlar.
       Saldırganlığın yaş, cinsiyet, hormonlar ya da mizaç gibi fiziksel ve genetik sebeplerinin dışında sosyal ve çevresel sebepleri de vardır. Çocuklardaki saldırganlık çocukların ebeveynleriyle ve kardeşleriyle olan iletişim şekillerinden kaynaklanabilmektedir. Saldırgan çocukların ebeveynlerinin disiplini, sözel açıklamalar yapmak ya da nedenler sunmak yerine, fiziksel cezalar uygulayarak sağladıkları görülmüştür. Bu tür bir ortamda çocuğun saldırgan olmasının 2 sebebi vardır;
  Çocukların Saldırganlığı Öğrenme Şekilleri

        Çocuk ebeveynlerini örnek alır ve bu nedenle saldırgan davranışlarda bulunması gayet normaldir.
Evdeki iletişim şekli saldırganca olduğu için çocuğun saldırgan davranışları bir şekilde ödüllendirilmiş olur ve bu da çocukta pekişir. Bazı evlerde ebeveynlerin iletişim şekli, birbirlerini azarlayarak, engelleyerek ya da birbirlerine bağırarak bazı işleri yaptırabilme ya da yapılan bir şeyi durdurabilme şeklindedir.
Anne çocuğa yemek yedirebilmek için onu azarlıyorsa ve kötüsü çocuk azar işittiği zaman yemek yiyorsa, azarlamak anne için bir çözüm yolu olmuştur. Çocuk da kardeşine tekme atarak istediğini yaptırıyorsa bu da çocuk için bir çözüm yolu olmuştur ve bu çocuk için son derece normal bir iletişim şeklidir çünkü annesi de babası da böyle yapmaktadır. Bunlar geçici ve kolay bulunan çözümlerdir. Doğru olan saldırganlığı önleyerek, daha sosyal ve daha yapıcı davranarak istenileni yaptırabilmektir.

     Televizyon programları çocuktaki bu saldırganlığın ne kadarında etkilidir? Bir çocuk uyku dışındaki zamanının büyük bir kısmını ki bu günde yaklaşık 3-4 saati bulmaktadır, televizyon karşısında geçirmektedir.         Çocuklar saldırganlığın her çeşidini televizyondan öğrenebildikleri gibi, bunları uygulamak için ayrıca bir motivasyon ve telkin almaktadırlar. Araştırmalar göstermiştir ki televizyondaki şiddet içerikli programları izleyen çocuklar daha şiddet meraklısı ve daha şiddet uygular birer terminatöre dönüşmektedirler. Çocuklar TV ekranında gördükleri saldırgan hareketlerin aynılarını taklit etmektedirler. Eğer bu hareketler izledikleri programlardaki "iyi karakter" tarafından yapılıyorsa, çocuğun bu hareketleri taklit etme olasılığı daha da yükselmektedir. Bunların dışında, TV deki şiddet, çocuktaki her çeşit şiddet içerikli davranışın ortaya çıkmasına sebep olur. Çocuğun şiddete olan toleransı artar. Zamanla şiddet ve saldırganlık arasında döngüsel bir ilişki oluşur. TV'deki şiddet çocuğu daha şiddet içerikli davranmaya iterken, bu tür davranışların artması da çocuğun televizyonda şiddet içerikli programları daha fazla izlemesine yol açar. Çünkü çocuk artık şiddeti sevmektedir.
Kayıt ve taklit etme yeteneği mükemmel, rafları boş bir kütüphane gibi bilgiye görgüye aç beyinlere, biz ne verirsek bunu farkında olarak yapmalıyız. İzlediğimiz haber programı, film, magazin programlarında yaşanan arabesk sahneler yetiştirdiğimiz o işlenmeye hazır mücevheri bozmamıza onun değerini yitirmesine neden olmaktadır.
      Kısacası saldırganlık çocuğun daha çok çevresinden öğrendiği bir davranış biçimidir. İnsan olarak hepimizin içinde bir saldırganlık güdüsü vardır. Tehlikeden kurtulmak ya da yakınlarımızı çocuklarımızı korumak için aldığımız gard gibi. Bunlar sadece fiziksel varlığımız tehdit altındayken ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kalan saldırgan davranışların büyük çoğunluğunun altında daha psişik nedenler yatmaktadır.
Sonuçta çocuklarımız pek çok davranışı çevrelerinden gördüklerini taklit ederek öğrenir. Anne baba olarak evde sözel ya da fiziksel olarak bir şiddet uygulamazsanız, şiddet içeren televizyon programlarından uzak durursanız ve çocuklarınızı severken canlarını yakacak derece sıkmadan yumuşak dokunuşlarla bir temas kurarsanız içinde bulunduğumuz bu patlamaya hazır toplumun gelecekte aydınlanmasını sağlamış olursunuz.

7 Ocak 2011 Cuma

SALDIRGANLIK

Saldırganlık
  Çocuklukta sık görülen yaramazlıklar, geçimsizlikler ve kavgalar bir çocuğu saldırgan
olarak tanımlamaz. Burada söz konusu olan, tutum ve davranışta süreklilik gösteren
saldırganlıktır.
   Saldırganlık, çocuğun olumsuz duygularını kontrol edemeyip, davranışa dönüştürmesi,
kendisine ya da çevresine zarar vermesi olarak açıklanabilir. Aslında saldırganlık dürtüsü,
insan doğasının bir özelliği olmasına rağmen, insan bu dürtüsünü denetlemeyi ve toplum
tarafından kabul edilebilir etkinliklere yöneltmeyi öğrenir.
   Saldırganlık, hayal kırıklığı, engelleme, baskılı tutum, tehdit ve öfke sonucu oluşur.
Olumlu davranışları karşısında anne ve babalarından yeterli onay görmeyen çocuklar anne babanın dikkatini çekmek için saldırgan davranışlara başvurabilir. Bazı çocuklar kalıtımsal kişilik özelliklerinden dolayı saldırganlığa daha yatkındırlar.
   Anne-baba problemlerini konuşarak halledemiyor, sürekli kavga ediyorsa, birbirlerine
ve çocuklarına karşı saldırgan davranıyorlarsa, böyle bir ailede yetişen çocuğun saldırgan
davranışlar göstermesi de doğaldır. Kendini anne-baba karşısında güçsüz bulan çocuk,
tepkisini başkalarına yöneltir. Evde kardeşlerine, sokakta ve okulda arkadaşlarına karşı
saldırgan davranışlar gösterir. Fiziksel cezalar çocuğun olumsuz duygularını denetim altına
almayı öğrenmesine yardımcı olmaz; aksine öfkeli olduğunda, saldırgan olmayı öğretir.
Çocuğun saldırgan davranışına karşılık yetişkinlerin de saldırgan davranış göstermesi
durumu daha da kötüye götürür.
   Erkeklerde saldırganlık problemi kızlara göre daha çok görülür. Bazı anne-babaların,
çocuklarının erkek olmalarını bir üstünlük gibi göstermeye çalışması “Erkek adamsın, sana
vurana sen de vur.”, “Senin elin armut mu topluyor.”, “yanıma sakın beni dövdüler diye
gelme.” gibi kavgayı destekleyici sözleri çocuğu saldırganlığa yöneltir.
Saldırgan çocuk temelde güvensiz çocuktur. Sevilmediğini ve kabul görmediğini
düşündüğü için dikkat çekmek ister ve çevresindekilere karşı hoşgörü göstermez. Aile
ortamındaki dengesizlik olumsuz çevre koşulları ile birleştiğinde saldırgan çocukta suça
yönelme davranışları da görülebilir.
   Günümüzde çocuk saldırganlığını arttıran önemli uyaranlardan biri de televizyondur.
Televizyonu bakıcı yerine koyup, çocuğu oyalama metodu olarak kullanmak, kontrolsüz
bırakmak yanlıştır.
   Çocukları karşılıksız sevmek, onlara bunu hissettirmek, temel ihtiyaçlarını yeterli ve
zamanında karşılamak, sevgi ve güven duygusunu geliştirir. Böylelikle çocuk kendini
kanıtlamak için farklı yollara başvurmaz.
   Aile çocuğun saldırgan davranışlarını kontrol edebilmesinde doğru model olmalı,
tutarlı davranışlar sergilemelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarından ziyade olumlu
davranışları ön plana çıkarılarak pekiştirilmelidir.
   Çocuğun davranışları gereksiz yere engellenmemelidir. Örneğin; ev dağılacak diye
oyuncakları ile oynatılmayan, yeni doğan kardeşini kucağına almak isteği engellenen
çocukta saldırgan davranışlar görülebilir. Çocuklara sık sık ceza vermek, onların isteklerini eleştirmek ve alay etmek “Ne biçim giyinmişsin, sen ne anlarsın.” gibi sözler söylemek çocuğun saldırgan davranışlar göstermesine neden olacağından bu tür davranışlardan uzak kalmak gerekir. Çocuklar başka çocuklarla kıyaslanmamalı, başıboş bırakılmamalı, grup etkinliklerine yönlendirilip enerjisini olumlu yönde harcaması sağlanmalı, saldırgan davranışların sonuçları hakkında konuşulmalıdır. Çocuk saldırganlaşıyor diye her isteği yapılmamalıdır. Kesinlikle saldırganlığa saldırganlıkla cevap vermemelidir.

Etkinlik
Kuklalar kullanarak saldırganlığın başkalarına hangi duygular yaşattığını fark
edebilme.
Ø Saldırganlığın ne olduğu ve insanlar arasındaki ilişkileri nasıl etkilediği
hakkında konuşulur.
Ø Kuklalar kullanılarak aşağıdaki örnekler canlandırılır.
Ø Kukla karakterlerinden biri diğer kuklaya lakap takar ve onu bu lakapla çağırır.
Diğer kukla bu lakaptan hoşlanmamaktadır ve üzülmektedir.
Ø Kukla karakterlerinden biri diğer kuklanın dış görünüşü ile alay eder ve ona
sataşır.
Ø Kukla karakterlerinden biri diğerinin oyuncağını kırar oyununu bozar ve bundan
zevk alarak güler.

Sonra şu sorular hakkında tartışılır.
Ø Sizce birine karşı kötü davranışlarda bulunmak doğru mu?
Ø İnsanlar kendilerine lakap takılmasından hoşlanırlar mı?
Ø Saldırganlığa uğrayan kimse neler hisseder?

www.okulonceciyiz.biz › ... › Çocuk Ruh Sağlığı 

3 Ocak 2011 Pazartesi

Adım Adım Edepsizleşiyoruz


İnsanların hayatlarının bütün detaylarını tüm dünyayla paylaşmalarını sağlayan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri utanma duygusunu yok ediyor.” Bu cümle, 30 yıl boyunca utanma duygusu üzerine araştırma yapan ABD’li psikoloji profesörü Rowland Miller’ın ulaştığı sonucu özetliyor.
Texas’taki Sam Houston State Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Miller, geçen ay yayımladığı araştırmasında, son yıllarda özellikle gençler arasında utanma duygusunun gittikçe ortadan kaybolduğunu ve bunun en büyük nedeninin teknoloji olduğunu belirtti. İngiliz Times gazetesi yazarı Nicola Pearson, Miller’ın araştırmalarından ve kendi tecrübelerinden yola çıkarak, “Artık hiçbir şeyden utanmıyor muyuz?” başlıklı bir makale yayımladı. Bir gün eve giderken yol kenarında karanlık bir köşede seks yapan bir çift gördüğünü anlatan Pearson, “Beni gördüklerinde utanmıştan çok, onları rahatsız ettiğim için kızmışa benziyorlardı” diye yazdı.
“Utanmak, tek başınayken hissettiğiniz bir his değil, sosyal bir duygudur. Başka insanların hakkınızda ne düşündüğünü umursadığınızı gösterir” diyen Pearson, Prof. Miller’ın da bu konudaki şu saptamalarına yer verdi: “Twitter ve facebook’ta her düşüncemizi açıklamaya öylesine alıştık ki, gittikçe duyarsızlaşıyoruz ve insanların ne düşündüğünü umursamaz hale geliyoruz. Biri Bizi Gözetliyor gibi yarışmalarda insanların sürekli kendilerini aptal yerine koyup bir de bundan para kazandığını görünce, utanacak bir şey kalmıyor.


‘Duygusuzlaşıyoruz’
Utanma duygusu, insanların toplumda kabul görmek istediğini gösterir. Bizim ne düşündüğümüzü umursamayan insanlardan hoşlanmayız ve onlara güvenmeyiz. Utanmak istemeyen insanlar daha düşünceli, dikkatli ve saygılı davranırlar. Utanma duygusu olmazsa davranışlarımızı hiçbir şekilde kısıtlama ihtiyacı duymayız. Nezaket gösterme ve doğru-yanlış ayrımı ortadan kalkarsa duygusuzlaşırız ve diğer insanların hayatını zorlaştırırız.

http://www.haberkusagi.com/

26 Aralık 2010 Pazar

Utanmayı Unuttuk


 



Bedirhan Gökçe

Bazen kendime çok kızıyorum, beynimdeki ‘ben’ yüreğimdeki ‘ben’e diyor ki;
Sana ne be adam sen memleketin ahlak zabıtası mısın?
Kim utanmış kim utanmamış kime ne!
Alan memnun satan memnun sana ne!
Böyle durumlarda Can Yücel gelir aklıma,
Suya sabuna dokunmam diyenlere.
“Suya dokunmazmış, sabuna dokunmazmış, pise bak”,
Suya sabuna dokunmadan olmuyor işte…

Topladığım gazete kupürlerinin birinde “facebook ve twitter utanmayı unutturdu” diyor.

30 yıl boyunca utanma duygusu üzerine araştırma yapan ABD'li psikoloji profesörü Rowland Miller; "insanların hayatlarının bütün detaylarını tüm dünyayla paylaşmalarını sağlayan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri utanma duygusunu yok ediyor" diyor.
Ben de diyorum ki 30 yıla ne gerek var, gir bir hafta karşılıklı yazılanları takip et al sana sonuç…
İngiliz Times gazetesi yazarı Nicola Pearson da, Miller'ın araştırmalarından ve kendi tecrübelerinden yola çıkarak, "Artık hiçbir şeyden utanmıyor muyuz?" başlıklı bir makale yayımladı. Bir gün eve giderken yol kenarında karanlık bir köşede uygunsuz halde bir çift gördüğünü anlatan Pearson,"Beni gördüklerinde utanmıştan çok, onları rahatsız ettiğim için kızmışa benziyorlardı" diye yazdı.


Bir başka araştırma youtube’dan ;
En fazla küfür içeren alt yazılar Türkiye’den geliyor. Türkler överken bile küfrediyor…
Türkiye de youtube’ un bir açılıp bir kapanmasından zaten belli değil mi?
Sizi bilmem ama ben bu sonuçtan da çok utandım…
Pearson diyor ki;
“Utanmak, tek başınayken hissettiğiniz bir his değil, sosyal bir duygudur. Başka insanların hakkınızda ne düşündüğünü umursadığınızı gösterir."
Miller diyor ki;
"Utanmak istemeyen insanlar daha düşünceli, dikkatli ve saygılı davranırlar. Nezaket gösterme ve doğru-yanlış ayrımı ortadan kalkarsa duygusuzlaşırız ve diğer insanların hayatını zorlaştırırız."

Ben de diyorum ki;
Utanmazlar bir gün gelir, ar damarı yırtılmamış olanları zor durumda bırakırlar, utanmamaya meyilli olanları da kendilerinden bir parça yaparlar…

Beyaz menekşe diye bir şiir yazmıştım:

Eskiden
Utanınca
Yüzü kızarırdı tüm ergenlik kızların
Şimdi yüzü kızarınca utanır oldularsa
Şuçu kimde bunların?
Bugün dokunmasan da bir gün teneşirde nasıl olsa suya sabuna dokunduracaklar.
Sonra demedi deme…



http://www.turktime.com/pictures/3127.jpg

21 Aralık 2010 Salı

ÇOCUKTA SALDIRGANLIK

     Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun güvenlik,mutluluk yada başka bir gereksiniminin şekil değiştirerek  başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucunda  çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi,tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözel saldırılarda bulunmasıdır.

    Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez yada kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.

Saldırganlığın Nedenleri

1- Saldırgan davranışların ebeveynler  tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse,annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)
2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza,anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi
3- Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan ortam
4- TV. Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi(Kurtlar Vadisi örneği ver.)
5- Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu,çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması
6- Çocuğun ana-babasından dayak yemesi
7- Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesigibi fizyolojik sorunlar


SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?

1- Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır. (Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Ya da hayvanlara eziyet ediyor.) Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.

2- Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemengösterilmelidir.

3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı,anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır. (Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman,onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca duygular geliştirir.
4- Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.

5- Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.

6- Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini,istediği şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.

7- Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmezlikten gelmelidir. Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Örn:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu davranışını sözel olarak ödüllendirme vb.

8- Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.

9- Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.

10- Kendi kendine konuşma:Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa; çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir. Örn: 10 a kadar say ve ona vurma gibi.

11- Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV deki şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir. Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.

12- Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.

13- Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.

14- Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.

15- Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır. Örn: Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranışanında dile getirmelidir.

Sinirlerinize hakim olun ! Çocuk O !

http://www.cocukpsikolojisi.net/?module=pages&SID=26